HADİ ABHAZYA'YA GİDELİM
ABHAZYA VE ABHAZYA VİZESİ
Abhazya girişi dokuz çeşittir: Diplomatik (D), Hizmet (C), İş (B),
Turist (T), Gurup (TG), Öğrenci (E), Çalışma (W), Hümanizm (H),
Transit (TR)
Normal turist vizesinin süresi ve turizm şirketlerinin düzenlediği
gurup (5 kişiden fazla 20 kişiyi aşmayan) turist vizesinin süresi 1
aydır. Eğer üç aydan fazla bir süreliğine vize almak için başvuruda
bulunuluyorsa yabancı turist vizesi almanın şartları; geçerli
pasaport, kimlik, vize anketini doldurmak (ülke yöneticileri ve
yardımcılarının haricinde). Üç aylık vizenin süresinden önce pasaport
geçerlilik süresi de bitmemiş olmalı. Dışişleri Bakanlığı anketin
doldurulmasının ve pasaport fotokopisinin çekilmesinden sonra 5 gün
içerisinde vize verilir. Vize ücreti $20 ila $60 arasındadır.
Pasaport anketini Abhazya Dışişleri Bakanlığı’nın sitesinden
aşağıdaki adresten elde edebilirsiniz www.mfaabkhazia.org
BDT vatandaşı olmayanlar Abhazya’ya giriş yapabilmek için, Rusya
üzerinden giriş yapmak ve en az çifte Rus vizesi almak zorunda.
Abhazya’ya girmek isteyenler Abhazya vizesini ülkeye gelir gelmez
Dışişleri Bakanlığından elde edebilirler. Sınırı geçmek içinse
Dışişleri Bakanlığının elektronik posta adresinden veya faksla
gönderdiği izin belgesi yeterli olmakta. Dış ülkelerden Abhazya’ya
turist olarak girme fırsatı 2006 yılında Rusya hükümetinin Abhazya-Rusya
sınırından yabancıların geçiş yasağını kaldırmasıyla sağlandı. İlk
turistik giriş; Türkiye'den giden delege Abhazya’yı ziyaret etme
fırsatını elde etmiştir.
Vize başvuruları için başvurabileceğiniz adres ve telefon numaraları:
Dışişleri:
тел.: +99544-267069, 265792
факс: +99544-263445
e-mail: mid@abhazia.net
Abhazya, Suhum Lakoba sokağı 21.
Tel: +995442-63948, +995442-74400
Faks: +995442-70044
Аҧсны Apsnı აფხაზეთი Aphazeti
Abhazya
Gürcistan'ın kuzeybatısında, Karadeniz'in doğusunda ve Rusya'nın
güneyinde fiili olarak bağımsız, milletler hukuku dairesinde Gürcistan
'a bağlı bir akraba Türk ülkesidir. 1990 savaşıyla bağımsızlığını
ilan etmiş, ama bugüne değin ve neyazıktır ki biz dahil herhangi bir
ülke tarafından tanınmamıştır.Türkiye bu gücüne rağmen küçük bir
kardeşi olan bu ülkeye uluslar arası misyon kaygılarından ötürürü açık
bir yardım dahi yapamamaktadır. Karşısına devamlı PKK ve Kıbrıs kartı
çıkarılmaktadır. Kosava 'nın istiklali sonun başlangıcı olacaktır
inşaallah. Harita yer alanı 8.600 km²’lik bir alanı kapsar. Başkenti
(hukuk diliyle Yönetim merkezi) Sohum ’dur.Avrupa Birliği, Birleşmiş
Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Birliği
Konseyi gibi uluslararası örgütler Abhazya’yı Gürcistan’ın bir parçası
olarak tanımakta ve anlaşmazlığın her iki tarafın barışçı yollarla
çözümlemesini istemektedir.

Kültür ve Eğitim Abhazlar, eğitim ve kültürde, sanat ve edebiyatta,
sosyal yaşamda öne çıkmaya çalışmışlardır. Okur-yazar oranı % 100'e
yakındır. Sinema, tiyatro, sanat, edebiyat ve folklor alanında ünü
Sovyet sınırlarını aşmış birçok kişi ve kuruluş bulunmaktadır. Gazete
ve dergilerinin tirajları nüfusa oranla yüksektir. Ancak savaşta
yayınevi ve matbaaların tamamen yıkılması nedeniyle basın ve yayın
sekteye uğramıştır.
Yüzey şekilleri ve iklim Abhazya, Kuzeybatı Kafkasya'da Karadeniz’in
kuzey kıyılarında 8.600 km²’lik bir alanı kapsar. Kafkas Dağları
Abhazya’yı kuzey ve kuzeydoğuda, Rusya Federasyonu içindeki Çerkesya
topraklarından ayırır. Abhazya’nın doğusunda Gürcistan yer alır. Güney
ve güneybatısı Karadeniz’le çevrelenmiştir.

TİFLİS KISKACI
Stalin'in 1953'te ölümü üzerine Orta Asya ve Sibirya'ya sürülmüş olan
Çeçen, İnguş ve Karaçaylılara yeniden vatanlarına dönme umudu
belirirken Abhazlar da kaybettikleri özgürlüklerinden bir kısmına
kavuşmuşlardı. Ancak bu birden bire değil yine bir sürecin sonunda
gelinen noktaydı. Şöyle ki, Gürcistan'ın Abhazya'yı anayasal kıskaca
alma girişimleri ters tepmiş ve çıkan olaylar üzerine yeni bir yasal
düzenleme zorunlu hale gelmişti. Tabi bu arada 19. yüzyılda Rusya ile
çetin savaşlara girişmiş olan Abhazlar, Gürcistan'ın baskıcı
politikaları nedeniyle yeniden Moskova'ya yakın durma eğilimi
gösterdi. Çok sayıda Abhaz aydının da desteği ile Abhazya'nın
Gürcistan'ın bünyesinden çıkarılması için 1957, 1964, 1967 ve 1978
yıllarında mitingler tertip edildi.
1978'de yaşanan olaylar üzerine 1977'de çıkarılmış olan SSCB'nin yeni
anayasası esas alınarak Abhazya ve Gürcistan anayasaları yeniden
şekillendirildi. Yeni anayasa eskisine oranla siyasal haklar açısından
bir numara daha büyük sayılırdı. BAĞIMSIZLIK AMA NASIL?
Sovyetler şemsiyesi altında ilişkileri son derece gergin olan Abhazya
ve Gürcistan, 1990'dan sonra her an çatışmaya hazır bir duruma geldi.
Milliyetçi kanadın lideri Zviad Gamsahurdiya'nın Ekim 1990'da iktidara
gelmesinden sonra Gürcistan'da gelişen olaylar, kutuplaşmayı
körükledi.
18 Mart 1989'da onbinlerce Abhazın katıldığı bir toplantı sonucunda
SSCB'den Abhazya'nın bir zamanlar kaybettiği birlik cumhuriyeti
statüsünün iadesi istendi. Temmuz 1989'da 19 kişinin ölümüyle
sonuçlanan Gürcü-Abhaz çatışması yaşandı. Bu çatışmalar Tiflis-Sohum
ilişkilerini gerginleştirirken Gürcistan'da da milliyetçi
yaklaşımların kamçılanmasına neden oldu.
25 Ağustos 1990'da Abhazya'nın kaderini belirleyen egemenlik
deklarasyonu yayınlandı. Abhazya Yüksek Sovyeti'nin kabul ettiği
deklarasyon Abhazya'yı "akit edilen antlaşmalar temelinde gönüllü
olarak SSCB'ye ve Gürcistan SSC'ye devredilen hukuk alanları dışında,
kendi topraklarında iktidarın tamamına sahip, egemen, sosyalist bir
devlet" olarak ilan ediyordu.
Gorbaçov devriyle birlikte start alan glasnost süreci Abhazya'nın
bağımsızlık isteklerini kamçıladığı gibi Gürcistan'da da kaçınılmaz
bir sonuç olarak Sovyetler'den kopma süreci işliyordu. Gürcistan
glasnost sürecinde 1921'den itibaren alınmış tüm hukuki metinleri
iptal etmeye başladı.
Gürcistan Şubat 1992'de cumhuriyetin 1978 Anayasası'nı yürürlükten
kaldırarak Sovyet öncesi 1921 Anayasası'na dönme kararı aldı. 1878
anayasasını lağvederek 1921'e geri dönen Gürcistan, Abhazya ile
ilişkilerini düzenleyen son belgeyi de böylece hükümsüz kılmış oldu.
SSCB zamanında Abhazya'yı Gürcistan'a bağlayan anayasal metinleri
geçersiz sayan Tiflis, çelişkili bir tutumla Abhazya toprağını
Gürcistan içinde mütalaa etme eğiliminde olduğunu gösterdi. Abhaz
tarafı da buna karşılık Abhaz-Gürcü ilişkilerinin hangi esaslar
üzerine yürüyeceğini tespit etmek için Tiflis'e çağrılarda bulundu
ancak cevap alamayınca 23 Temmuz 1992'de 1978 Abhazya ÖSSC
Anayasası'nı yürürlükten kaldırdı.
BEKLENMEDİK ANDA SAVAŞ
Rusya içinde büyük bir diplomasi tecrübesi olan Eduard
Şevardnadze'nin iktidarı yeni bir başlangıç ve umut olarak algılandı.
Mart 1992'de Tiflis'e gelen Şevardnadze'nin yaklaşımı "Abhazya
meselesinin Tiflis'de çözüleceği" şeklinde olması iyimserlik havasını
bozdu. Gürcü lider Abhazya ÖSSC diye bir yapının bulunduğu gerçeğini
dikkate almıyordu. Hatta daha önce Tiflis'e yapılan müzakere çağrıları
bu dönemde de cevapsız kaldı.
Abhazya, yeni anayasa kabul edilinceye kadar 1925 Anayasası'na
dönüldüğünü ilan etmekle birlikte, Gürcistan'la bir antlaşma taslağı
hazırlanması için çalışma grubu kurulmasını kararlaştırdı. Ayrıca
hukukçu Taras Şamba'nın hazırladığı Abhazya Cumhuriyeti ile Gürcistan
Cumhuriyeti arasında egemen devletler olarak karşılıklı ilişkileri
düzenleyen bir antlaşma taslağı üç ayrı gazetede yayınlanarak
sözkonusu öneriler kamuoyu ile paylaşıldı. Taslağa göre cumhuriyetler
"devlet birliği" içinde "federatif ilişkiler" kuracaktı. Anlaşmanın en
çarpıcı üçüncü maddesinde "Abhazya Cumhuriyeti, Gürcistan Cumhuriyeti
ile gönüllü olarak birleşir ve Gürcistan ve Abhazya anayasalarıyla
Gürcistan Cumhuriyeti'nin yönetimine bırakılan yetkiler dışında kendi
topraklarında yasama, yürütme ve yargı erklerine tam olarak sahiptir"
deniliyordu.
Taslak, Abhazya Yüksek Sovyet'inin gündemine alınmıştı. Hatta Abhaz
Parlamentosu 14 Ağustos 1992'daki oturumunda taslağı görüşecekti ancak
aynı gün erken saatlerde hesapları altüst eden gelişme yaşandı:
Gürcüler Abhazya'ya girdi.
Abhazya 1992-1993 yıllarındaki olayları, devletlerarası savaş olarak
değerlendirdi.
Abhazya'nın çok kısa bir süre içinde Gürcistan'a katılacağı
zannediliyordu. O zaman Abhazya'da savaşa katılacak olan Kuzey
Kafkasya'nın gönüllüler ordusu hesapta değildi. Gürcü çıkarması çok
çabuk gerçekleşti ve daha ilk gün hükümet binaları, televizyon
merkezi, en önemli ulaşım yolları ele geçirildi. Ancak savaşın ilk
gününden itibaren Abhaz tarafı Adıgeler, Abazalar, Çeçenler, Ermeniler
hatta Ruslardan oluşan Gürcü karşıtı gönüllüler ordusuyla güç
kazanınca ibre ters döndü.
SAVAŞI DURDURMA ÇALIŞMALARI
Abhazya beklemediği bu savaşta beş bin kişiyi kurban verdi. Binlerce
insan yaralandı binlercesi de sakat kaldı. Bir yıldan fazla süren
savaşın Abhazya'ya verdiği zararın 10 milyar dolara ulaştığı tahmin
ediliyor.
Savaş Gürcistan'ın arzu ettiği mecrada gitmeyince Rusya'nın Sohum'a
baskı yapması sağlandı. 27 Temmuz 1993'de Soçi'de ateşkes antlaşması
imzalandı. Buna göre Gürcü birlikleri ve bütün gönüllüler Abhazya
topraklarını terkedecek, Abhaz iktidarı yargı gücünü yeniden
kuracaktı. Ancak anlaşmanın pratikte bir karşılığının olamayacağı kısa
zamanda anlaşıldı. Taraflar birbirlerine kesinlikle güvenmiyorlardı.
3 Eylül 1992'de Moskova'da Boris Yeltsin, Eduard Şevardnadze ve
Vladislav Ardzınba yeniden bir araya geldi. Zorlu geçen görüşmeler bir
sonuç belgesinin imzalanmasıyla sona erdi.
Bu belgeye göre ateşkes yapılacak, Gürcü birlikler çekilecek, savaş
esirlerinin değişimi ve göçmenlerin dönüşü sağlanacak, Abhazya iktidar
organları tüm cumhuriyet topraklarında yeniden organize olacaktı.
Ancak ne Gürcüler mevzilerinden çekildi ne de anlaşmanın diğer
maddeleri uygulanabildi. Savaş yoğun bir şekilde devam etti.
Gürcistan ile Abhazya'ya aracılık yapan Rusya 16 Eylül 1993'de
anayasal sorunlarıyla uğraşırken savaş yeniden başladı. Abhazlar
kaybettikleri yerleri teker teker geri alarak 30 Eylül 1993'te bir yıl
önce savaşın başladığı İngur nehrindeki Abhazya-Gürcistan sınırına
ulaşmayı başardı.
Savaş, Gagra, Sohum, Oçamçıra ve Gal bölgelerin Abhazların denetimine
geçmesiyle 30 Eylül 1993'e son buldu.
Gürcistan ve Abhazya arasında karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme
ulaşmak için görüşmeler ancak savaşın sona ermesinden iki ay sonra
gerçekleşti. İlk raunt 1 Aralık 1993'de Cenevre'de gerçekleşti.
Buradaki görüşmeler sonucunda imzalanan "Anlayış Memorandumu" oldukça
iyimser bir tablo sergiliyordu.
Taraflar siyasi çözüme ulaşıncaya kadar birbirlerine karşı güç
kullanmayacaklar veya kullanma tehdidinde bulunmayacaklardı. "Herkese
karşı herkes" ilkesiyle savaş esirlerinin değişimi, göçmen probleminin
halledilmesi, Abhazya'nın statüsü gibi konularda tavsiyeler
hazırlayacak olan bir uzman grubunun çalışmalar yapması öngörülüyordu.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasının
ardından bağımsızlığını ilan etmiş olmasına rağmen tek taraflı olarak
Gürcistan ile federasyon anlaşmasını gündemine alan Abhazya, hiç
beklemediği bir anda Gürcü ordusunun saldırısına maruz kaldı.
Bu bakımdan Gürcülerin harekete geçtiği 14 Ağustos 1992 tarihi,
Abhazya açısından büyük bir sosyal ve ekonomik yıkımı getirmekle
kalmadı, Gürcistan ile yeniden bir araya gelme seçeneklerini de
tamamen tüketti.
SSCB içinde Abhazya, Güney Osetya ve Acarya Özerk Cumhuriyetleri ile
birlikte federal bir yapıya sahip olan Gürcistan, bağımsızlığa
giderken üniter devlet yapısını tercih etti. Bununla Abhazya gibi
özerk bir cumhuriyet yapısı yok sayılmış oldu. Buna karşı çıkarak
Abhazya'nın egemenliğini ilan eden Abhazya Parlamentosu ise, 1992'de
Gürcistan ile federasyon seçeneğini tartışmaya hazırlanırken Abhaz
halkı da en azından bu seçeneğe şimdiki kadar uzak değildi.
Hatta Abhaz tarafında bugün Gürcistan Devlet Başkanı Eduard
Şevardnadze'nin sıklıkla gündeme getirdiği "Gürcistan içerisinde geniş
yetkilerle donatılmış Abhazya" fikriyle neredeyse özdeşleşen
federasyon anlaşmasının taslağı hazırlanmıştı. Abhazya'yı tamamen
Gürcistan topraklarına katmak için başlatılan hareket 1992 ve 1993
yıllarında binlerce insanın canına mal olduktan sonra Abhaz tarafı da
savaş öncesi pozisyonunu terk ederek "tam bağımsız devlet" seçeneğini
tartışılmaz bir hedef olarak seçti.
BİTMEYEN BARIŞ TRAFİĞİ

1993'ten günümüze gelinceye kadar BM ve AGİT'in de dahil olduğu
görüşmeler trafiğinde 350'nin üzerinde durak yapıldı ve 400 civarında
belge imzalandı.
1 Aralık 1993, 11-13 Ocak 1994 ve 22-25 Şubat Cenevre görüşmeleri, 7-9
Mart New York görüşmesi iki taraf arasındaki anlaşmazlığın görüşmeler
yoluyla halledilmesi yönünde görüş birliğiyle son buldu.
29-31 Mart 1994 Moskova görüşmelerinde Abhazya'yı terkeden
mültecilerin geri dönüş prosedürleri üzerine konuşuldu.
4 Nisan 1994 Moskova'da BM Genel Sekreteri'nin Gürcü-Abhaz sorununa
ilişkin özel temsilcisi E. Burunner, Rusya temsilcisi B. Postukhov,
AGİT temsilcisi V. Manno'nun gözetiminde biraraya gelen taraflar
politik çözüm yolunu benimserken ayrıca mültecilerin geri dönüşü
konusunda BM Mülteciler yüksek Komiserliği'ne yetki devrinde
bulunuyordu. Burada Gürcistan-Abhazya anlaşmazlığının siyasi çözüm
tedbirleri hakkında bildiri yayınlandı. Bu aşamada taraflar dış
politika ve dış ekonomik ilişkiler, sınır hizmeti, gümrük hizmeti,
enerji, ulaşım, haberleşme, ekoloji ve doğal afetlerin sonuçlarının
giderilmesi, insan ve özgürlüklerinin yanısıra ulusal azınlık
haklarının sağlanması alanlarında ortak faaliyet için mutabakata
vardılar.
Sınırdaki güçlerin geri çekilmesine ateşkes sürecinin devam etmesine
ve sınırdaki güçlerin geri çekilmesine ve tampon bölge oluşturulmasını
öngören görüşmeler ise 14 Mayıs 1994'te Moskova'da, yine görüşmelerin
devamına karar verilmesiyle sonuçlanan Şevardnadze-Ardzınba görüşmesi
ise 14 Ağustos 1994'te Moskova'da gerçekleşti.
31 Ağustos 1994 Cenevre görüşmesi ise Gürcü askerlerin Kodor'u
terketmelerini öngörüyordu. Ayrıca savaşa katılanlar ve suç işleyenler
hariç Abhazya'yı terkedenlerin Gal bölgesine dönmesini uygun gören bir
anlaşmaya varıldı. 16 Eylül 1994'te iki ülke liderleri Novy Afon'da
buluşarak eskiden alınan kararların geçerliliği yinelerken
Transkafkasya Demiryolu'nun yeniden canlandırılması üzerinde duruldu.
Sohum'da 17 Eylül 1994 tarihinde yapılan görüşmelerde ise Gürcüler
Kodor'u terkedinceye kadar geri göç işlemlerinin durdurulmasına karar
verildi.
Şevardnadze-Ardzınba arasında 19 Eylül 1994'te Soçi'de yapılan
görüşmede Yeltsin de bulundu.
1997'de Gürcistan'a federasyon öneren Abhazya, 1992'de olduğu gibi
olumlu yada olumsuz cevap alamayınca teklifini geri çektiğini
açıkladı.
26 Mayıs 1998'de yeni bir savaş provası yapıldı. Abhaz tarafının
Tiflis destekli dediği silahlı Gürcü gruplar Gal bölgesini işgal
etmeye kalkınca çatışmalar çıktı ve Gürcistan ile beş yıl sonra
yeniden savaşın eşiğine gelindi. Bu saldırı iyi gitmeyen Gürcü-Abhaz
diyaloguna darbe vurdu ancak BM, AGİT ve Rusya'nın arabuluculukları
sonucu 16-18 Ekim 1998'de Atina'da ardından 7-9 Haziran 1999'da
İstanbul'da ve 15-16 Mart 2001'de Yalta'da taraflar biraraya geldi. Bu
toplantılarda da daha önce karara varılıp da yürürlüğe konamamış
hususlar tekrar masaya yatırıldı, geçmiş teyit edildi.
Abhazya 3 Ekim 1999'da referanduma giderek bağımsızlık yönünde oy
kullandı.
2001 bahar ve yaz aylarını karşılıklı rehine krizleriyle geçiren
Abhazya ve Gürcistan, kısa bir süre öncesine kadar barış
görüşmelerinin yeniden başlaması için ılık bir ortam oluşmuşken birden
bire ibre savaştan yana döndü. 1 Ekim'de Pazartesi günü geleneksel
radyo konuşmasında Gürcistan lideri Eduard Şevardnadze, Sohum'u
ziyaret etmekten bahsedince başta bölgedeki BM temsilcisi Dieter Boden
olmak üzere çeşitli çevreler Gürcistan-Abhazya yakınlaşmasından olumlu
sonuç çıkacağına dair umutlar beslemeye başlamışlardı. Ama hesapta
olmayan gelişmeler her iki tarafı da 1992'nin eşiğine getirdi.
Yani yeniden savaş rüzgarları esmeye başladı.
İKİNCİ BİR ABHAZ-GÜRCÜ
ÇATIŞMASININ YAŞANMAMASI İÇİN...
Bugün Abhazya yeniden bir savaşın eşiğine getirildi. Gürcistan
topraklarında üç-dört ay boyunca terörist yapılanma içerisinde olan
yaklaşık 500 kişilik silahlı bir grup, 2 Ekim tarihinden itibaren
Abhazya'ya olağanüstü günler yaşatmaktadır.
Başından beri sözkonusu grubun Abhazya'ya saldırı hazırlığı içinde
olduğuna dair haberleri inkar etmeyi tercih eden Gürcistan, lojistik
destek sağladığı yönündeki iddiaları bir kenara bıraksak bile en
azından gruba müdahale etmemesi nedeniyle gelişmelerden sorumludur.
Kaldı ki Abhaz tarafı grubun Gürcü istihbaratı tarafından
desteklendiğine inanmaktadır.
Kodor bölgesinden Abhazya'ya girerek bazı köylere saldırılar
düzenleyen grup, bununla da yetinmeyip 9 Ekim'de BM gözlemcilerini
taşıyan bir helikopteri düşürmüştür. Ardından Kodor bölgesinin hangi
ülkeye ait olduğu tespit edilemeyen ancak Gürcistan'ın Ruslara ait
olduğunu söylediği SU-25'lerce bombalanması Tiflis ve Sohum'un savaş
pozisyonu almasına yol açarken Rusya da Abhazya sınırlarına asker
sevkıyatına başlamıştır. Şu an Abhazya batıdan Gürcistan, kuzeyden Rus
ordusuyla çevrelenmiştir.
Gürcistan'ın bu kritik ortamdan yararlanarak Abhazya'ya yeniden girip
oldu bittiyle bölgeye yerleşmesi gibi bir çılgınlığa kalkışmayacağı
ümit edilmektedir ancak tüm Kuzey Kafkasyalılar bu konuda son derece
endişelidir. Çünkü Abhazlar topraklarının, Gürcistan'ın Abhazya ile
birlikte SSCB içindeki pozisyonunu belirleyen 1978 Anayasası'nı iptal
ederek 1921 anayasasına dönmesinin ardından Abhazya Parlamentosu,
1992'de Tiflis ile ilişkilerin hangi esaslar üzerine olacağını tespit
eden federatif bir çözüm önerisini tartışmaya açacağı günün sabahında
beklenmedik bir şekilde Gürcistan'ın işgaline uğramasını unutabilmiş
değildir. Taraflar arasında büyük bir güven bunalımı söz konusudur.
Uluslararası kuruluşların iki ülkenin gözlerimizin önünde savaşa
sürüklenmesine seyirci kalmamalıdır.
SÜRGÜN TARİHİ
10. ve 11. yüzyılda Batı Gürcistan'ı da içine alarak genişleyen Abhaz
Krallığı 730 yılında kuruldu. Daha sonra Arap, Pers ve Bizans
akınlarıyla yüzleşen Abhazya, Osmanlı ve Rusya'nın nüfuz etmek
istediği alan olarak Kuzey Kafkasya'nın diğer bölgeleri ile birlikte
devlerin kapışmasına sahne oldu. 1555'de Osmanlı, 1810'da da Rusya'nın
kontrolüne geçen Abhazya, her şeye rağmen siyasi varlığını sürdürmeyi
başardı.
1810'da kendi isteği ile Rusya'nın himayesi altına giren Abhazya, 1864
yılında özerk idare sisteminin ortadan kaldırılmasıyla yeni bir
sürecin içine girdi ve 1870'li yıllarda etnik bir felaket yaşadı.
Kafkasya'daki savaşlarının Kafkas haklarının aleyhine sonuçlanmasıyla
Rusya'nın bölgedeki nüfuzu arttı. Abhaz halkının yarıdan fazlasına
tekabül eden 300 bine yakın insan vatanlarını terk ederek Osmanlı
topraklarına yerleşti. Abhazya, yerli halkların yurtlarını terk
etmesiyle Abhazya'ya başta Gürcüler ve Megreller olmak üzere Rus,
Ermeni, Rum, Bulgar, Alman, Eston gibi halklar yerleştirildi.
1886'da yapılan sayıma göre Abhazların oranı yüzde 85.7, Gürcülerinki
ise yüzde 6'ydı. Abhazlar 1897'deki nüfus sayımında yüzde 55.3 olarak
gözükürken Gürcüler yüzde 24.4'e yükseldi. Abhazlar aleyhine nüfus
dengesi ileriki yıllarda da bozulmaya devam etti.
1917'de Rusya'daki Bolşevik ihtilalinin ilk yıllarında siyasi boşluk
ve kargaşanın verdiği fırsatla
Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti içinde yer alan Abhazya, bu devletin
dağılmasıyla birlikte SSCB'ye dahil olmuş ve 1921'de Abhazya Sovyet
Sosyalist Cumhuriyeti'ne dönüşmüştü.
Abhazya'ya asıl darbeyi aslen bir Gürcü olan Stalin vurdu. Abhazya,
SSCB dahilindeki 10. yılında yani 1931'de "cumhuriyet"ten "özerk
cumhuriyet" statüsüne düşürülerek Gürcistan'a bağlandı. Abhazya,
Gürcistan'a bağlanmakla kalmadı göç politikaları ile Abhazlar kendi
ülkelerinde azınlık konumuna düşürüldü. 1864 sürgünün ardından
nüfusunun büyük bir kısmını diasporaya gönderen Abhazya, 1900'lerde
yüzde 55 olan nüfus oranının 1970'lere gelinceye kadar yüzde 18'e
düşmesine engel olamadı.
1937-1953 döneminde Gürcistan'ın iç bölgelerinden Abhazya'ya
onbinlerce Gürcü yerleştirildi. 1939'da yüzde 30 olan Gürcü nüfusu
1959'da yüzde 39.1'e çıktı. Göç politikası istikrarından bir şey
kaybetmeden devam ederken Gürcülerin Abhazya'daki oranı 1970'de yüzde
41'e, 1979'da yüzde 43'e, 1989'da ise yüzde 49'a yükseldi.

ABHAZYA'YI ÖLÜME MAHKUM EDEN AMBARGO
Gürcistan, planladığı gibi Abhazya'yı çok kısa zamanda kendine
bağlamayı başaramadı ve 1994'de yaşanan yoğun diplomasi trafiği
fiyasko ile sonuçlandı. Ancak Gürcistan başlattığı diplomatik
girişimler sonucu 1995'te Abhaz halkını açlıkla imtihan eden ambargo
karanının Bağımsız Devletler Topluluğu tarafından kabul edilmesini
sağladı.
Amaç Abhazya'yı tüm dünyadan soyutlayarak Tiflis'in istediği çizgiye
çekmekti. Ancak hala devam eden ambargo Abhazya'yı çok yıpratmış
olmakla birlikte Gürcistan da istediği sonucu tam olarak elde edemedi.

Abhazya, ambargo nedeniyle ihraç krizine girdiği gibi ihtiyaç duyduğu
ürünleri ithal etmesi de ağır şartlara bağlandı.
Bugün Abhazya, bolca ürettiği narenciye ürünlerini bir adım ötedeki
Soçi pazarına götürebilme imkanına sahip değil. Yer altı ve yerüstü
zenginliklerini dünya pazarlarına gönderemeyen Abhazya en temel
ihtiyaç maddesi olan ilaçları bile dışardan getirmekte zorlanıyor.
İletişim ve seyahat özgürlüğüne darbe
İletişim çağında Abhazya, "İletişim açlığı"na da mahkum edildi.
İletişim altyapısı tamamen Gürcistan'a bağlı olan Abhazya'da telefonla
irtibat kurmak, mektup göndermek ve telgraf çekmek büyük sorun.
Uluslararası hat sayısı son derece sınırlı. Ve Moskova yada Tiflis
istemediği zaman
Abhazya'ya ulaşmak ya da Abhazya'nın dünyaya ulaşması çok zor.

Karayolu çıkışları askeri denetim altında tutulan Abhazya'nın dünyaya
açılan pencereleri yani Karadeniz'deki limanları da kontrol altında.
Abhazya'nın üzerindeki ulaşım ambargosu ekonomik açıdan darbe etkisi
yapmanın yanısıra dünya ile klasik iletişim kurulmasının önünde de en
büyük engel.
Defacto bağımsız bir devlet olarak Abhazya'nın kendi vatandaşlarına
verdiği belgelerin diğer devletler tarafından geçersiz sayılması
nedeniyle seyahat özgürlüğü diye bir şeyden söz etmek de mümkün değil.
Abhazya kendi vatandaşını herhangi bir belge, kimlik veya pasaport ile
Abhazya dışına gönderemiyor.
İstenildiği zaman Abhazya Başbakanı'nın bile başka bir ülkeyi ziyaret
etmesi resmi prosedürler gereği rahatlıkla engellenebilir.
Çok görülen gıda yardımları
Savaş sırasında ve sonrasında Abhazya uluslararası yardım kuruluşları
tarafından gönderilen yardımlardan da yeterince yararlanma fırsatını
yakalayamadı. Uluslararası insani yardım kuruluşları ve devletler
tarafından bölgeye gönderilen gıda, ilaç ve diğer ekonomik yardımlar
Gürcistan'dan öteye geçemedi. Tiflis'in yardımlar konusunda savaşın
asıl mağduru Abhazya'ya karşı engelleyici bir rol üstlendiği
biliniyor.
Diplomasi açmazı

Daha adaletsiz olanı ise diğer devletler tarafından resmen tanınmış
bir Gürcistan karşısında, Abhazya'nın kendini uluslararası
platformlarda savunacak imkanlara sahip olmamasıdır. Bu Abhaz
tezlerinin de başka ortamlarda paylaşılması şansını azaltıyor. En
azından Abhazya'nın kendini savunma hakkından yoksun olduğunu söylemek
abartılı sayılmaz. Bu nedenle de Gürcistan'ın uluslararası diplomasi
açısından dünya kamuoyunun yönlendirmedeki fırsatları Abhazya'nın
aleyhine bir süreci işletmektedir.
Bu en fazla göçmenlerin geri dönüş polemiğinde kendini hissettiriyor.
Abhazya şimdiye kadar geri dönüş süreci içinde 70 bin kişinin
terkettikleri topraklarına yeniden yerleştirildiğini dünyaya anlatma
şansına sahip olamadı.
MÜLTECİ SORUNU
Gürcü-Abhaz savaşından sonra Abhazya'dan ayrılan göçmenlerin sayısı ve
geri dönüş koşulları üzerinde en fazla fırtınalar koparılan bir konu.
Abhazya'nın argümanına göre savaş sonrasında sayıları 220 bin olduğu
belirtilen göçmenlerden 70 bini anlaşmalar çerçevesinde geri döndü.
Bunu Barış Gücü Komutanlığı da teyit ediyor. Gürcü yönetiminin
iddiasına göre günümüzde göçmenlerin sayısı 320 bin. Buna karşı
Abhazya 1989 sayımında Abhazya'da yaşayan Gürcü nüfusun 239 bin olarak
tespit edildiğini hatırlatarak rakamların abartılı olduğunu savunuyor.
Abhaz tarafına göre, Tiflis 1994'de varılan mültecilerin peyderpey
dönmesini öngören anlaşmayı bir kenara iterek toplu dönüşü savunuyor
ve böylece mülteci sorununun çözümünü geciktiriyor. Aynı zamanda
Gürcistan çözüme kavuşmamış mülteci meselesini Sohum aleyhine
uluslararası platformda koz olarak kullanıyor. Bir iddia da şöyle:
Gürcistan BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nden daha fazla yardım
alabilmek için mültecilerin sayısını kasıtlı olarak yüksek gösteriyor.

Sohum, Tiflis'in Abhazya 'dan ayrılmayan Gürcüleri hesaba katmadığını
ve bu rakamın yaklaşık 40 bin civarında olduğuna vurgu yapıyor. Bunun
yanısıra 2 bin civarında Svan'ın şu an Abhazya'nın kontrolünde olmayan
Kodor vadisinde bulunduğu, 20-30 bin civarında Gürcünün de savaş
sonrasında yerleştikleri Rusya'nın çeşitli bölgelerinde yaşamaya devam
ettiği hususu göçmen sorununun dikkate alınmayan yönlerini teşkil
ediyor.
1994'te göçmenlerin geri dönüşüyle ilgili olarak Gürcistan, Abhazya,
Rusya Federasyonu ve BM temsilcileri tarafından imzalanan anlaşma şunu
öngörüyordu.
"Yer değiştiren kişilerin tutuklanma, alıkonma, hapis ve cezai
kovuşturmaya uğrama riski olmadan barış içinde dönme hakları vardır.
Bu dokunulmazlık şu durumlardaki kişiler için geçerli değildir: Askeri
suçlar veya insanlığa karşı suçlar işlediğine, ağır cürüm işlediğine,
daha önce muharebe faaliyetlerine katıldığına, günümüzde ise
Abhazya'da muharebe faaliyetlerine hazırlanan silahlı oluşumlar içinde
bulunduğuna dair ciddi işaretler varsa."
Ancak antlaşmanın maddeleri pratikte işlemiyor, problemin kendisi ise
kısır tartışmaların konusu olarak kalmaya devam ediyor. Tiflis,
göçmenlerin savaştan önce yaşadıkları yerlere hızlı bir şekilde
mutlaka toplu olarak dönmesinden yana.
Abhazya ise antlaşma maddelerinin tam olarak uygulanmasındaki ısrarını
sürdürüyor. Herşeyden önce Sohum Abhazlara karşı silahlı çatışmalara
girmiş kişilerin dönüşüne sıcak bakmıyor.
Gürcistan'ın amacı Gürcülerin savaş öncesi Abhazya'daki demografik
üstünlüğünü yeniden elde etmek. Abhazya göçmen sorununun tüm
sorunlardan bağımsız olarak ele alınmasını isteyen Gürcistan'ın
yaklaşımına karşılık "Göçmen sorunu bütünün bir parçasıdır. Gözmen
sorunu kalıcı siyasi bir çözüm ile birlikte düşünülmelidir" fikrinden
hareket ediyor. Şevardnadze'ye göre ise, göçmenlerin geri dönüş
sorununu "asıl problem"dir ve bu sorun halledildikten sonra diğer
sorunlara sıra gelir.
Abhazya için acil olarak yapılması gerekenlerden biri de seyahat
hürriyetinin sağlanmasıdır. Giriş-çıkışlardaki zorluklar nedeniyle
diasporadaki Abhazlar anavatanlarındaki akrabalarıyla ilişkiler
geliştirme şansına sahip değiller. Yurt dışına öğrenci
gönderilebilmesi, ticari ilişkilerin kurulması ambargonun kalkmasına
bağlıdır.